18 Aralık 2008 Perşembe

ÖZÜR'CÜLERE TEPKİ ÇIĞ GİBİ


Dışişleri Bakanı iken ABD ile gizli anlaşma yaptığını itiraf eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de desteklediği "Özür Diliyoruz" kampanyacılarına tepkiler çığ gibi büyüyor. Yaşanan olayları bir yurt savunması olarak değerlendiren bir grup tarafından yeni bir site oluşturuldu. http://www.ozurdileme.com/ adresinden yayın yapan sitede, yaşananların soykırım olarak değerlendirilemeyeceği belirtilerek, imza kampanyası başlatıldı. Sitede şu ana kadar 7206 kişi elektronik olarak, kamyanyaya katıldı. Sitede imzaya açılan metin şöyle:


Soykırım yapmadık, vatan savunduk.. özür dilemiyoruz...

Kendilerini "aydın” olarak niteleyen ancak kesinlikle Türk bayrağının dalgalandığı bütün yurt topraklarında yaşayan hiçbir insanımızı temsil etmeyen bu şahısların “Özür Diliyoruz” adı altında başlattığı kampanyayı nefretle kınıyoruz.

Tarihsel belgeler ortadadır;

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu topraklarını paylaşım savaşıdır.
Bu savaşta, yüzlerce yıl Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkesler ile kardeşçe yaşayan Ermeni halkı, 1830’lu yıllardan itibaren topraklarımıza giriş yapan Amerikan misyonerleri tarafından kışkırtılmıştır.

Bazı Ermeniler, Çarlık Rusyası, Fransa ve diğer emperyalist güçlerle birlikte hareket etmiş, çeteler oluşturmuş ve Anadolu’da yıllarca kardeşçe yaşadıkları Türkleri kırıma uğratmıştır.
Ermeni Taşnak Partisi lideri ve bağımsız Ermenistan'ın (1918-19) ilk başbakanı Ovanes Kaçaznuni bile 1923 Parti Kongresi'ne sunduğu ve daha sonra kitap halinde yayımlanan raporunda geçmişin şu özeleştirisini yaparak 1914-1923 yılları arasındaki süreci savaş hali diye tanımlar ve şu tespitleri yapar: "Türklere karşı milis birlikleri oluşturulması ve Rusya'ya koşulsuz bağlılık gösterilmesi hatadır... Osmanlı yönetimi zorunlu göç kararını savunma güdüsüyle almıştır..."

Arşivlerde, Çarlık Rusya’sı destekli Ermeni çetelerinin 525 bin Türk’ü katlettiği belgelenmiştir.
Hal böyleyken, İttihat ve Terakki yönetimi, 1915’te vatan savunması için, cephe gerisini garantiye almak için Ermenilerin tehciri yönünde bir karar almıştır. Bu süreçte karşılıklı kırımlar olmuştur. Ancak bu asla ve asla bir soykırım değildir.

Bu tartışma tarihi değil, siyasidir. Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde ve daha birçok emperyalist ülkenin parlamentolarındaki tasarılarda “1915-1923” tarihleri arasında “sözde Ermeni soykırımı yapıldığı” iddia edilmiştir. Bu tarihler bile bu kararın siyasi olduğunu kanıtlamaktadır.

Kurtuluş Savaşımızı “Soykırım”, Türkiye Cumhuriyeti’ni “Soykırım üzerine kurulmuş bir devlet”, başta Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşımızın önder kadrolarını da “soykırımcı” ilan edeceklerdir.

Atalarımız (ne Osmanlı yönetimindeki İttihat ve Terakki yöneticileri ne de başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere liderlerimiz) soykırımcı değil, vatan savunması yapan bağımsızlık savaşçılarıydı. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Bu oyunu bozacağız.

Biz, Türk Milleti olarak ÖZÜR DİLEMİYORUZ. Yüzlerce yıldır bulunduğumuz coğrafyada kardeş halkları birbirine düşüren emperyalistlere, başta Mehmetçiklerimizin kanları olmak üzere, dökülmesinde payları bulundukları her damla kan için özür diletmeye Türk Milleti ve gençliği olarak YEMİN EDİYORUZ.

16 Aralık 2008 Salı

TÜMÖD'DEN "ÖZÜR DİLİYORUZ"CULARA SERT TEPKİ

Başta ikinci cumhuriyetçiler, kürtçü bölücüler, emperyalist işbirlikçilerinin başlattığı "Özür Diliyoruz" kampanyasına bir tepki de Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD)'nden geldi. TÜMÖD Genel Başkanı Prof. Dr. Alpaslan Işıklı ve Genel Sekreteri Suay Karaman imzasıyla yapılan açıklamada, kampanyanın sorumlularını, "emperyalizmi aklamaya çalışan yerli işbirlikçiler" olarak niteledi. Açıklamada şunlar belirtildi:

"Türkler ve Ermeniler, yeryüzü tarihinde ender görülen bir gerçeği hayata geçirmişler; ayrı dinden ve ayrı etnik kökenden olmalarına karşın, aralarında yüzyıllardır süren bir kardeşliğin unutulmaz örneklerini vermişler ve vermektedirler.
Ne var ki emperyalizm, kanlı tırnaklarını bu topraklara yönelttiği her dönemde, ilk iş olarak bu iki topluluk arasına düşmanlık tohumları ekme çabasına girişmiştir.
Dün paramparça etmek amacıyla üzerine yürüdükleri Osmanlı'yı sırtından hançerlemek için bir kısım hain Ermenileri kullanmayı başaran emperyalist güçler, bu yüzden doğan acı olayların baş sorumlusudur.
Cumhuriyet'in kurulmasından sonraki dönemde onarılan Türk-Ermeni ilişkileri, yine emperyalizmin besleyip büyüttüğü ASALA katillerinin cinayetleri yüzünden ağır yaralar almıştır.
Bütün bu olup bitenlerin sorumluluğunu Türk halkının sırtına yüklemek gayreti içinde olanlar, aslında emperyalizmi aklayabileceklerini sanan zavallı yerli işbirlikçileridir. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, emperyalizmin çirkinliğini gizlemeleri mümkün olamayacaktır."

15 Aralık 2008 Pazartesi

İŞTE IRAKLI GAZETECİ ZEYDİ'NİN AYAKKABI AÇILIMI

- Bush, işgal ettirdiği İslam alemine atığı bir taşla iki kuşu vuruken (Mezhep kavgası, iç çatışma, Kürt sorunu) Zeyd iki taşla bir Bush'u vuramadı...
- Suudi Arabistan'da Irak'ın "14 Aralığı uluslararası ayakkabı günü" ilan etmeyi düşündüğü yolundaki mesajlar yayılmaya başladı.
- Bence ayakkabılarını bağdat sıcağında 5-6 gün ayaklarından çıkarmadan atsaydı daha etkili olurdu.Bide yüzüne gelseydi keşke. (İzzet Hakkı)
- Eskiden atarilerde ördek avlama oyunu vardı. vuramayınca bi köpek çıkıp gülüyodu. bi an o geldi aklıma. e tabi elin ırağında nerde bulucan atariyi. (Muzaffer Sağlık)
- Zeydi, ayakkabbılarını Bush kendisine doğru bakarken atıyor. Oysa video dikkatlice izlendiğinde, ayakkabı atımından iki saniye önce Bush, Maliki ile kürsüde konuşuyor. Zeyd eylemini bu esnada gerçekleştirsi ilk ayakkabının Bush'un sağ kulağının tozuna inmesi hiçten değil... Ne de olsa Müslüman. Bırakın savaşı, eylem bile olsa düşmanını arkasından vurmayı züll addediyor... (Yusuf Zülküfoğlu)
- Bence bush anteremanlıymış baksanıza arka arkaya gelen taşlara nasılda refleks gösterdi.. bence bekliyodu çünkü hakettiğini biliyoo. (Bir Dost)
- Artık gazetecilikte yeni bir tarz açıldı. Eski gazetecilerin "pabucu" dama ya da Bush'a! Adam en azından ayakkabısını atmış, "Demokrasi getirdik" diye çamur atmamış ya! (Mehmet Ulutürk)

TÜRKLER'E KÜFÜR EDEN GRUP ERMENİSTAN'IN ADAYI

İNTERNETHABER

Nur Akman

Türkiye -Ermenistan milli maçıyla gelen "barış" rüzgarları Eurovisionla yeniden bozulacağa benziyor. Çünkü Ermenistan'ı bu sene Eurovision'da temsil edecek grubun Türk düşmanı "System of a Down" olduğu Agos Gazetisi tarafından doğrulandı. Grubun Rusya'da yapılacak yarışmaya katılmak için tek bir şartı var. Şarkılarında sözde Ermeni soykırımını işlemek...

HER KONSERDE TÜRKİYE'YE KÜFÜR

1995 yılında ABD'de kurulan 4 kişilik grubun solisti Tankyan, Lübnan doğumlu bir Ermeni. Tankyan Eurovision şarkı yarışmasını sözde soykırımı dünyaya duyurmak için mükemmel bir fırsat olarak görüyor. Grup sadece soykırımı desteklemekle kalmıyor, bu işi ırkçılığa kadar vardırıyor ve hemen her konserinde "F..k the Turk" diye bağırıyor.

SÖZDE SOYKIRIMI FİLM YAPTILAR

Irkçı grup eylemlerini sadece müzikle sınırlı değil. ABD yönetiminin soykırımı tanıması için Kongre'ye kadar gidip lobi yaptılar.
"Screamers" isimli filmleri 8 Aralık'ta ABD'de Los Angeles'ta gösterime girdi. Filmin konusu yine sözde soykırım. Kampanyalarının başlığı ise "Türkiye soykırımı kabul et"

ARTO TUNÇBOYACIYAN'LA ÇALIŞTILAR

Türk müziğinin önemli isimlerinden Onno Tunç'un kardeşi, besteci ve aranjör Arto Tunçboyacıyan da "Sytem of a Down" grubuyla ikinci albümünde çalışmıştı.

TÜRKİYE'DEN ERMENİSTAN'A 12 PUAN

Türkiye, Ermenistan'a, 2006 yılında 10, 2007 yılında 12, 2008 yılında ise 10 puan vermişti.
changeTarget(document.getElementById("news_content"))

CESUR YÜREK


İŞTE IRAK'IN HASAN TAHSİN'İ...

MESLEKTAŞ OLARAK GURUR DUYULACAK İNSAN...

KİMBİLİR ŞİMDİ CIA HAPİSHANELERİNE GÖNDERİLMİŞTİR...

ÇÜNKÜ IRAK'TA DA DAMAT FERİT'LER VAR ŞU ANDA.

ANCAK DIŞARDA IRAK SOKAKLARINI, DAĞLARINI EMPERYALİSTLERE ZINDAN EDEN HALKI GİBİ, BAĞIMSIZLIK YUMRUĞUNU HAVAYA KALDIRMIŞTIR.

IRAK'IN TEK EKSİĞİ, ONLARI BİRLEŞTİRECEK, İLERLETECEK ATATÜRK GİBİ BİR LİDERDİR. (ASLINDA BİZİM DE EKSİĞİMİZ O)

O GÜN DE GELECEKTİR VE BU KAHRAMANIN VE IRAK HALKININ YÜREKLİLİĞİ ÖDÜLÜNÜ BULACAKTIR.

SELAM SANA CESUR YÜREK

SELAM SİZE CESUR IRAK HALKI...

KRAVATLI AKBABALAR VE İŞBİRLİKÇİLERİ


Hasan DEMİR


Yıl 1994. Sudan’da Kevin Carter’a Pulitzer Ödülü’nü kazandıran o fotoğraf hâlâ hafızalarınızdadır sanırım.

Kara ve kuru bir çocuk açlıktan ölmek üzeredir.

Başında bir akbaba bekler:

“- Ölse de yesem!”

Çocuk ölecek, akbaba çocuğu yiyecek, fotoğrafı çeken Kevin Carter ise bu sahneyi düşüne düşüne çıldıracaktır.

***

Açlık bitmedi.

Dün köle olarak satılan ve Amerikalıların çiftliklerinde kırbaç zoruyla boğaz tokluğuna çalıştırılan Afrikalılar bugün hâlâ bir deri bir kemik, ölümü bekliyor.

Başlarında akbabalar.

Uluslararası Yardım Örgütü, Dünya Gıda Günü vesilesiyle yayımladığı raporda, Afrika Boynuzu’ndaki 17 milyon kişinin “açlığın pençesinde” olduğunu cümle âleme duyurdu.

Somali açlıktan ölüyor.

Etiyopya açlıktan ölüyor.

Bu ülkeleri ve dünyanın dört bir yanındaki açları bir yudum su, bir avuç pirince muhtaç bırakan ise, dünün köle tüccarı, bugünün kravatlı akbabaları.

***

Evet, açlığın sebebi, Batı’nın kravatlı akbabaları.

Guatemala’da buğday fiyatları yüzde 300, Kamboçya ve Filipinlerde pirinç fiyatları yüzde 200 arttı ise, sebebi, “Küresel Ekonomi” denen şey değildir de nedir.

1970’li yıllarda Somali, Bangladeş, Peru, Ruanda ve Bolivya gibi ülkeler ürettikleriyle “Kendine yeter” halde iken, uygulanan IMF programlarıyla bir avuç pirinç, bir ölçek buğdaya muhtaç bırakıldılarsa, suçlu ortada değil mi!

Dahası var...

Bu yıl Afrika Boynuzu’ndaki açlıktan ölümleri önlemek için milyar dolarlar değil, birkaç yüz milyon dolar yetiyor da, artıyor bile...

Ama o birkaç yüz milyon dolar bir türlü denkleştirilemiyor.

Niye?

Çünkü onlar “siyah”.

Onlar insan bile sayılmaz.

Onlar “akbaba yemi!”

***
Milyonlarca Afrikalının açlıktan ölmemesi için birkaç yüz milyonu denkleştiremeyen dünyada, öyle bir gelir dağılımı var ki, üzerine döksen, vicdanlar kudurur.
Avrupalı ve Amerikalıların yüzde 20’si dünya gelirinin yüzde 80’inden fazlasını cebe indiriyor.

Bu tüketimde de böyle, ama dünya nüfusunun yüzde yirmisi ise, dünyada bir yıl içersinde üretilen mal ve hizmetlerin ancak yüzde birine mahkûm edilmiş bulunuyor.

Reva mı bu!

Denebilir ki:

"- Ya Avrupa ve Amerikalılar akıllı ve çalışkan, ötekiler akılsız ve tembel ise!”

İşte “ırkçılık” diye buna denir.

Ve onlar “ırkçı” dır.

Öyle oldukları için kendilerine her yol mübah, her gelir helâldir...

***

Hayır, iftira atmıyoruz..

Gerçeği söylüyoruz.

Gazetelerde okudunuz, Wall Street’te 50 yıldır brokerlik yapah Nasdaq’ın eski başkanı Bernard L. Madoff yatırımcılarını tam 50 milyar dolar dolandırmış...

50 milyar dolar ne demek!

Afrika Boynuzu’ndaki milyonlarca insanın açlıktan ölmemesi için birkaç yüz milyon dolar bulamayan Batı’da bir kişi, tek başına 50 milyar dolar cebe indiriyor da, kimsenin ruhu duymuyor...

Bu 50 milyar dolar...

Afrika’daki bütün açlıklarının sonu olur, sonu.

***

Nasdaq eski Başkanı’nın 50 milyar dolarlık vurgununu mumla aratan bir başka vurgun ise Lehman Borthers Inc. vurgunu.Lehman Borthers Inc., Merkezi New York’ta bulunan bir Yatırım Bankası.

Şu anda “iflas etmiş” bir kurum.

Lâkin bu banka, iflastan hemen önce...

Tam 400 milyar doları..

Elektronik ortamda İsrail’e aktarmış...

Unutmadan söyleyelim...

Nasdaq’ın kurucusu ve eski patronu da, Lehman Borthers’ın kurucu ve batış ânındaki yöneticileri, tesadüfe bakınız ki, Yahudi.

***

Bir yanda akbaba, “Açlıktan ölse de, yesem!” diye Afrikalı çocuğun başında bekleyecek, diğer yanda birileri tek başına 50 milyar dolar çarpacak; 400 milyar doları İsrail’e aktaracak...

Deniyor ki...

“- İsrail’den 400 milyar doları geri alamayız!”

“- Niye?”

“- Çünkü İsrail bankacılık mevzuatı buna müsait değil...”

Senin “mevzuatına” tüküreyim...

O parayı zimmetine geçiren İran olsaydı, hâli n’olurdu. Türkiye olsaydı, bırakınız Türkiye’yi, Almanya olsaydı, Almanya’nın hâli n’olurdu...

Bu mu “evrensel değer” !

Bu mu “globalizm”..

Bu mu, Hüseyin Obama!..

Hayır, bunların cümlesi, kravatlı akbaba..

Onlarla işbirliği yapanlar da, Afrikalı çocuğun son nefesini bekleyen akbaba!

YENİÇAĞ, 15 Aralık 2008

14 Aralık 2008 Pazar

EMİN ÇÖLAŞAN: EMNİYET'TEKİ FETHULLAHÇI ÖRGÜTLENME TSK'YA KARŞI SİLAHLI GÜÇ OLUŞTURMAK

Ergenekon tertibiyle birlikte yüksek sesle konuşulmaya başlayan Emniyet ve Yargı içindeki Fethullahçı yapılanmayı usta gazeteci Emin Çölaşan’la konuştuk... Çölaşan, tertibin içinde yer alanlar, medyanın tertipteki rölü, tertibin amacı ve kimlere karşı yürütüldüğünü Ulusal Kanal'a değerlendirdi.
Usta gazeteci Emin Çölaşan’la “Ergenekon” tertibi ve Fethullahçı Gladyo’yu konuştuk. Çölaşan tertibi şöyle tanımlıyor: “Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve ulusalcı güçleri yıpratmak için yapılan bir tezgah. Doğu Perinçek ve İlhan Selçuk’un gözaltına alındığı o geceden sonra operasyonları fiyaskoyla sonuçlandı.”

Çölaşan, Fethullah Gülen’i ise “Amerika’nın Ilımlı İslam Projesi’ne hizmet eden şeyh” olarak değerlendiriyor.

ULUSAL KANAL: 90’lı yıllardan sonra Emniyet ve Yargı içinde başlayan Fethullahçı örgütlenme, Ergenekon denilen oprasyonla yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bu yapılanma nasıl oluştu, nerelere nüfuz etti?

EMİN ÇÖLAŞAN: Fethullahçı örgütlenmeye bakmadan önce Fethullah Gülen’in kim olduğunu irdelemek gerekir. Bu adam kime hizmet ediyor, Amerika’ya neden bu kadar göbekten bağlı, Amerika karşılığında Fethullah’a ne veriyor, bunları düşünmek gerekiyor. Fethullah Gülen uzun yıllardır Amerika’ya sığınmış olan bir cemaat lideri. Arkasında korkunç bir siyasi ve para gücü var. Bu gücü arkasına alan Gülen, Türkiye’ye egemen olmak istiyor. Peki her yerde örgütlenmiş bu yapı neye hizmet ediyor? Tabii ki Amerika’nın Ilımlı İslam Projesine.
Hükümet ve medyayı kullanıyor. Zaman gazetesi Türkiye’de 861 bin adet satıyor. Ama baktığımızda bayii satışı 26 bin. Peki geri kalan sayı, 835 bin kişiye abone sistemiyle bedava dağıtılıyor. Kamu kuruluşlarına, devlet dairelerine, buna yargı dahil, bedava Zaman gazetesi veriliyor. Okullar açıyor… Buna da çok yüklü miktarda kaynak gerekir. Peki bu kadar parayı nerden buluyor? Ben bunu Maliye Bakanı’na defalarca sordum ama hiç ses çıkmadı. Bunu Cumhuriyet veya Aydınlık yapsaydı Maliye hemen araştırırdı. Hükümet bunlarla içiçe olduğu için Zaman gazetesine herhangi bir işlem yapılmıyor.
İkinci olarak bu adam neden Türkiye’ye gelemiyor? Çünkü korkuyor. Sağlık sorunları var deniyor ama Amerikan medyasının karşısına çıkıyor, toplantılara katılıyor. Sağlığı Amerika’da yaşamaya uygun da Türkiye’de mi değil? İşte bunu cemaatin içinde yer alan gençler sogulamalı.
Fethullah’ın bir diğer görevi ise devletin içine sızmak, her yerde olmaya çalışıyor ancak en etkili alanları Emniyet teşkilatı.

ULUSAL KANAL: Neden Emniyet teşkilatı?

EMİN ÇÖLAŞAN: Asker içine sızmaya çalışıyorlar ancak asker bunları gördüğünde kulağından tutup ihraç ediyor. Onun için en uygun yeri Emniyet olarak görüyorlar. Buraya sızmak önemli bir olaydır. Bir de çok önemli bir iddia var. Emniyet içindeki bu örgütlenmenin TSK’ya karşı bir yapılanma olduğu iddiası. Bu, mantıktan uzak bir iddia değil. Yani kendilerinden olmayan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı, kendine bağlı, biat etmiş bir silahlı güç oluşturuyorlar.

“ERGENEKON AKP’NİN TERTİBİDİR, BİRŞEY ÇIKMAYACAĞINDAN ADIM KADAR EMİNİM”

ULUSAL KANAL: Ergenekon adı verilen bir operasyon yapıldı ve gazeteciler, siyasetçiler, üniversite öğretim görevlileri tutuklandı. Peki operasyonla yapılmak istenen neydi?

EMİN ÇÖLAŞAN: Bu olay tabii ki TSK ve ulusalcı güçleri yıpratmak için yapılan bir tezgâh. Atatürk milliyetçisi olan, ABD ve AB emperyalizmine karşı olan, ülkesini savunan insanları ve kurumları yıpratmak için hayali bir örgüt kurdular, piyasaya sürdüler, adına da Ergenekon dediler. Bu operasyonda 47 kişi tutuklandı. Bunlar emekli general, gazeteciler, yazarlar, üniversite hocaları, parti liderleri… Bunlar darbe yapacaklarmış! Bunu hangi mantık kabul eder? Doğu Perinçek ve İlhan Selçuk’un gözaltına alındığı o geceden sonra operasyonları fiyaskoyla sonuçlandı. Bu kepazeliğe Türk milleti de tanık oldu.

ULUSAL KANAL: 11 aydır iddianamesinin hazırlanmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

EMİN ÇÖLAŞAN: Baskı unsurunun insanlar üzerinde devam etmesi için iddianameyi hazırlamıyorlar. Çünkü iddianame yazılmadığı sürece bunların medyasının eline koz veriliyor. Bu insanlar suçlu ise iddianame nerde arkadaş? 10 ay olmuş, bunca insan tutuklu, iddianame hazır olmaz mı? İnsan hakları diye feryat eden AKP medyası şimdi nerde? İddia ediyorum tutuklu bir çok kişi ilk duruşmada tahliye edilecek.
Mesela Tuncay Güney diye saçma sapan bir adam var. Bu adamın iddialarını bakılarak Doğu Perinçek tutuklanıyor. Perinçek’in sorgusuna baktığımızda bir tane tutarlı soru yok. Çünkü ortada şuç yok. Bu operasyon AKP’nin bir tertibidir ve bundan hiç birşey çıkmayacağına adım kadar eminim. Bu insanları kandırmak için üretilen sahte bir oyundur.


ERDOĞAN YÜCE DİVANDA YARGILANACAK ŞUÇLAR İŞLİYOR

ULUSAL KANAL: Özellikle operasyondan sonra yapılan haberlere bakıldığında medyanın tutumunu nasıl buluyorsunuz?

EMİN ÇÖLAŞAN: Medyayı üçe ayırmak gerekiyor. İslamcı ve AKP’nin yayın organları. Doğan ve Aşkam grubu, birde ulusalcı medya. İslamcı kesim tertibe başından beri destek verdi. Bunlar Zaman, Yeni Şafak, Star, Taraf, Vakit, Bugün, Sabah… Bunlar tam anlamıyla AKP’nin hizmetindeki kuruluşlar. Polisler sızdırdı, bunlar palavra ve yalanları yayınladı. İslamcı medya AKP’ye karşı ne eleştiri yapar, ne de kötüye gidişi irdeler.
İkincisi Doğan grubu. Türkiye’de medya sektörünün yüzde 35’i bu gruba ait. AKP iktidarıyla Doğan grubu da korktu. Çünkü Aydın Doğan’ın devletle birçok işi var. Akşam grubu büyük patron Mehmet Emin Karamehmet de bu işlerin üzerine gidemedi. O da çekindi.
Bunların dışında hükümeti eleştirme yürekliliğini gösteren medya organlarına bakıldığında, Cumhuriyet, Sözcü , Yeniçağ, Aydınlık dergisi, Ulusal Kanal, Kanal B, ART… Bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu Türk medyası için çok acı bir olaydır.
Ben Hürriyet’in en çok okunan yazarı olduğum halde kovuldum. Neden, çünkü AKP’yi eleştiriyordum.

ULUSAL KANAL: ATV-Sabah grubunun satışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

EMİN ÇÖLAŞAN: Sabah-Atv, AKP’nin Çalık grubuna hediyesidir. İhale için 3 grup teklif aldı. Ancak diğer iki gruba “siz bu ihaleye girmeyin” dediler. Bakın ihaleyi alan şirketin parası yok ama Hükümet’in emri ile devlet bankalarından krediler veriliyor. İşte ileride Yüce Divan’da ve Ağır Ceza mahkemelerinde hesabı sorulacak bir olay. AKP’nin adamı olan Ahmet Çalık, devletin 750 milyon dolar parasıyla Atv-Sabah’ı satın aldı. Türkiye’de bunun hesabı sorulmazsa neyin hesabı sorulur?

ULUSAL KANAL: Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra başka bir gazete çalışmadınız. Peki önümüzdeki dönemde yeni projeleriniz var mı?

EMİN ÇÖLAŞAN: Biraz önümü görmek istiyorum. Tabii ki mücadeleye devam edeceğim. Ama bir gazete olur mu bilmem. Benim yazıları kaldıracak bir medya patronu yok çünkü. Tayyip Erdoğan’dan korkan patronlar benim yazılarımı yayınlamaz!

Haber: CAN ÖZÇELİK

ULUSAL KANAL, 18 Mayıs 2008